Adem Eğitim Kültür ve Sosyal Hizmetler Derneği

 MİHRİMÂH SULTAN CÂMİİNİN SIRRI

Mihrümah Sultan, asrının en zengin ve hayırsever hanımıydı. İstanbul’un iki girişini süsleyen câmileri üzerine son zamanlarda bir de hikâye düzülmüştür.

Mihrümah Sultan, Kanunî Sultan Süleyman’ın sevgili hanımı Hürrem Sultan’dan dünyaya geldi. Beş oğlanın da biricik kızkardeşidir. Gerçi padişahın bir kızı daha vardı: Tasasız Râziye Sultan. Dünyadan yüz çevirmiş bu hanım, aynı zamanda süt amcası olan meşhur veli Yahya Efendi’ye bağlıydı. Genç yaşta vefat etti. Türbenin hemen girişinde medfundur.

Mihr ü mah, farsça, güneş ve ay demektir. Annesinin dizi dibinde, iyi bir tahsil ve terbiye gördüğü, yazdığı mektuplardan anlaşılmaktadır. Kültürlü, güzel konuşur ve yazardı. Evlenecek çağa gelince kendisine namzet olarak Diyarbekr Beylerbeyi Rüstem Paşa seçildi. Sultanın göz kamaştırıcı düğünü, 1539’da kardeşleri Bayezid ve Cihangir’in sünnet düğünü ile beraber oldu.

Osmanlıların “Hala Sultan”ı

Babası tarafından çok sevilen ve fikirlerine kıymet verilen Mihrümah Sultan, 1558’de annesinin vefatından sonra babasının müşaviri oldu. Adeta valide sultan sıfatıyla hareket etti. Babasını Malta Seferi’ne teşvik etti. Hatta kendi servetinden 400 kadırga yaptırıp donanmaya hediye etti. Lehistan Kralı’na gönderdiği tebrik mektubu Polonya arşivindedir. Kardeşi Sultan II. Selim ve yeğeni Sultan III. Murad zamanında yaşadı ve “Hala Sultan” adıyla itibar gördü. 1578 yılında İstanbul’da vefat etti. Kendi yaptırdığı câmilere değil de, Süleymaniye’deki babasının türbesine defnedildi. Şair Bâki’nin sultana yazdığı mersiye pek meşhurdur.

Güzel değildi; ama çok zeki ve iyi huylu idi. Kıskançlığı ile meşhur Rüstem Paşa ile iyi geçinmesi buna delildir. Evlendikten hemen sonra rahatsızlandı ve hayatı hastalık sıkıntıları ile geçti. Annesi gibi dindarlığı ve hayırseverliği ile tanındı. Asrının en zengin kadınıydı. Sık sık hazineye borç verdi. Servetini hayır hasenata harcadı. Hayatını bu işe tahsis etti. Mimar Sinan’a Üsküdar ve Edirnekapı’da iki câmi yaptırdı. Mekke-i mükerremedeki Ayn-ı Zübeyde adlı su kaynağını tamir etti. Donanmaya 192 kantar işlenmiş demir temin eden bir vakıf kurdu.

Mihrümah Sultan Camii (Edirnekapı) Mihrümah Sultan Camii (Üsküdar)

Tarihi değiştiren bit

Enderun’dan yetişme Hırvat asıllı Rüstem Paşa, sultandan yaşlıydı, yakışıklı değildi. Fakat fevkalâde zeki ve kabiliyetli idi. Bu sebeple hasmı çoktu. Bunlar evliliği engelleyebilmek için paşanın cüzzamlı olduğu dedikodusunu yaydılar. Bunun üzerine bir saray tabibi gizlice Diyarbekr’e gidip paşanın çamaşırına bit koydu. Bit yaşadı. Cüzzamlının çamaşırında bit yaşamadığı için, bu paşanın sıhhatine hamledildi. Zamanın bir şairi bunun için: “Olacak bir kişinin bahtı kavî, tâlihi yâr/ Kehlesi (biti) dahi mahallinde işe yarar” demekten kendisini alamamıştır. Hatta hiç umulmayan bir şekilde yükselmeye vesile olan şeye “kehle-i ikbâl” (ikbal biti) demek tâbir olmuştur.

Damat olduktan sonra kayınpeder ve kayınvâlidesinin gözüne giren Rüstem Paşa, kısa zaman sonra 44 yaşında sadrazam oldu. İki ayrı devrede 14 sene ile en uzun müddet makamda kalan sadrazamlardandır. Zekâsı, çalışkanlığı ve nizam bilmesi sebebiyle kendisini gösterdi. Demokratik ülkelerin başbakanları gibi müstakil çalıştı. Padişah bile kendisine müdahale etmezdi. Bu teveccühü çekemeyenler, Şehzâde Mustafa’nın idamını kendisinden bildiler. Böylece hasmı çoğaldı. Hep menfi bir şöhretle anıldı.

Rüstem Paşa, Osmanlı tarihinin en zengin şahsiyetlerindendir. Sadece servetinin sayıldığı koca bir defter Topkapı Sarayı’ndadır. Köle olduğu için bu koca servet hazineye kalmıştır. Sayısız hayratı vardır. Hele Eminönü’ndeki Rüstem Paşa Câmii, dünyanın en güzel çinilerine sahiptir. İlme meraklıydı. Osmanlı tarihi yazmıştır. 5000 yazmadan müteşekkil zengin bir kütüphanesi vardı. Şiiri sevmez, şairleri kollamazdı. Bu sebeple çok hicvedilmiştir. İktisatlılığı eli sıkılık olarak değerlendirilmiştir. Hanımı, hatta kayınpederinin sağlığında 1561’de vefat etti. Şehzâde Câmii’ndeki türbesinde medfundur. Beşiktaş’ta câmisi bulunan Kaptan-ı Derya Sinan Paşa kardeşidir.

 

Bir sadrazam eşi, üç sadrazam annesi

Mihrümah Sultan, bir oğlan ve bir kız doğurdu. Sultanzâde Osman Bey, annesinden iki sene evvel vefat etti. Kızı Ayşe Hümâşah Hanımsultan, sırasıyla Semiz Ali Paşa, Nişancı Feridun Bey ve nihayet şeyhi Aziz Mahmud Hüdâî ile evlendi. Hacca giden nâdir hanedan mensuplarındandır. Kendi yaptırdığı Üsküdar Aziz Mahmud Hüdâî Câmii haziresinde medfundur. Böylece Rüstem Paşa bir yana, Mihrümah Sultan’ın soyundan üç sadrazam daha gelmiştir.

Mimar Sinan, Mihrümah Sultan’a âşık mıydı?

Mihrimâh Sultan, şehrin iki girişinde, Üsküdar iskelesinde ve İstanbul’un yedi tepesinden en yükseği olan Edirnekapı’da iki câmi yaptırdı. Üsküdar’daki câmi, medrese, imâret, tabhâne ve sıbyan mektebiyle bir külliye idi. Tek parti devrinde çoğu yıktırıldı. İki minareli câmiden başka sıbyan mektebi kütüphane, medrese de poliklinik olarak faaliyettedir. Edirnekapı’daki câmi, çeşme, medrese ve hamamdan ibaret bir külliyedir. Tek minarelidir. 1714, 1894 ve 1999 zelzelelerinde zarar gördü. Tamir olundu.

Bu meyanda son zamanlarda bir de hikâye dillerde dolaşıyor: Gûyâ Mimar Sinan, babası tarafından Karaboğdan Seferi’ne götürülen Mihrümah Sultanı görüp âşık olmuş. Onun gözüne girebilmek için Prut Nehri üzerine 13 günde bir köprü yapmış. İstemiş, vermemişler. O da aşkını sanatına dökmüş. Üsküdar Mihrümah Sultan Câmii’ne etekleri yerleri süpüren bir kadın silüeti vermiş. Edirnekapı Mihrümah Sultan Câmii’nin içerisindeki sarkıt ve minare işlemelerinde de saçları topuklarını döven bir kadın hayali tasvir etmiş. Sultan’ın doğum günü olan 21 Mart’ta Edirnekapı’daki câmiin tek minaresi ardından tepsi gibi kıpkırmızı güneş batarken, Üsküdar’daki câmiin ardından ay doğmaktadır: Mihr ü Mah.

Bu hoş hikâye, bir hayal mahsulüdür. Yakın zamanda yazılan bir romandan çıkmıştır. Bu hususta tarihî bir bilgi, hatta dedikodu bile yoktur. Orduda istihkâm zâbiti olan elli yaşında evli barklı Mimar Sinan’ın, sultanı görüp beğenmesi olacak iş değildir. Kaldı ki hanedan hanımlarının sefere götürülmesi vâki değildir. Üstelik sultanın doğum yılı bile belli değildir, nerede kaldı ayı ve günü belli olsun.

Harab Mâbed

Yakın devirde yaşamış şairlerden en sevdiğim Rıza Tevfik Bölükbaşı, Cihan Harbi sırasında Edirnekapı Mihrümah Câmiini gezmiş; zelzele sebebiyle harabiyetine üzülüp bir şiir yazmıştır. Çok alâka uyandıran bu şiir sayesinde câmi tamir ettirilmiştir. Şairin en güzel eserlerindendir.

HARAB MÂBED

Vardım eşiğine yüzümü sürdüm,

Etrafını bütün dikenler almış,

Ulu mihrâbında yazılar gördüm

Kim bilir ne mutlu zamandan kalmış.

 

Batan güneşlerin ölgün nigâhı,

Karartıp bırakmış o kıblegâhı.

Mazlum bir ümmetin baht-ı siyâhı

Viran kubbesinde gölgeler salmış.

 

İslâm'ın bahtiyar bir zamanında

Âb-ı hayat varmış şadırvanında

Şimdi harab olan sâyebânında

Dem çeken kuşların ömrü azalmış.

 

Âyât-ı hikmet var kitâbesinde

Bir ders-i ibret var hitâbesinde

Bağ-ı cennet olan harÂbesinde

Tekbir sedâları artık bunalmış.

 

Hey Rızâ secdeye baş koy da dinle

Taşlar dile gelsin senin derdinle

Efsâne söyleyim, ağla hem dinle

O şerefli mâzi meğer masalmış.

 

Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci

Yorumlar   

 
0 #2 BRKAY-BİRDOST- 24-02-2014 15:58
çok teşekkürler ödevimi yaptım ALLAH sizden razı olsun.İyi günler! :D
Alıntı
 
 
+1 #1 Ali NAZİK 19-01-2014 16:01
iyi
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile